Goto’yu Beklerken Bir Absürd Tiyatro İncelemesi

Goto’yu Beklerken Bir Absürd Tiyatro İncelemesi

Modern dünyada bireyin yalnızlığının, olan bitene yabancılaşmasının, iç çelişki ve çatışmalarının ele alınmasıyla sanatta birçok yenilik meydana gelir. Dünya savaşları ve endüstri çağından sonra hayli ivme kazanan bu süreç, bireyin bunalım ve tedirginliğini de beraberinde getirerek uyumsuzluğu sanat yaratımının merkezine yerleştirmeye başlar.

Koyu bireycilik ve başkaldırının hakim olduğu varoluşçu felsefeye dayanan bu düşünce, modern insanın isyanına karşılık verecek türden bir başkalaşımdır.

“İnsanda sanıldığı gibi uyumlu, düzenli bir evren bilinci yoktur. Her şey rastlantısal ve amaçsızdır. İnsan kendini bir kargaşa içinde görür. Dünyayı usla açıklamak olanaksızdır. İnsanın bilebileceği yalnızca yeryüzündeki varlığıdır. Bu varlığın özellikleri önceden saptanmamıştır. İnsan eylemini nitelikleri ile kazanır ve kendini gerçekleştirir.” (Sevda Şener, Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi, 1998, s.298)

“Endüstri çağına kadar köye, kasabaya, kente dağılmış olan küçük büyük topluluklar, dinsel inançların, gelenek ve törelerin, alışkanlıkların, sınırladığı bir dünyada yaşıyorlardı. Çeşitli çevrelerden gelen bu insanlar şimdi endüstri merkezlerinde toplanıyor, korkunç bir gücün taşıyıcısı olan kitlenin içinde yeni bir yaşam düzeni kurmak ve ona ayak uydurmak zorunda kalıyorlardı. Eskiden bu insanlar arasındaki uyumsuzluklar dinsel inançlarla bir dereceye kadar örtülebiliyordu. Şimdi yüzyıllar süresince geçerli olan değer yargılarının kırıldığı, inançların içeriğini yitirdiği materyalist bir dünyada buluyorlardı kendilerini. İnsanlar birbirlerine yabancılaşmaya başlıyor, anlaşma araçları gittikçe kısıtlanıyor, birbirinin dilini bile anlayamaz hale geliyorlardı. Yeni bir insan türü çıkıyordu ortaya: Toprağından, yaşadığı çevreden, doğal bağlantılarından koparılarak yapay bir ortam içine itilmiş olan ve kitle içinde tek başına kalan yalnız insan absürd tiyatroyu besleyen damarlar olmuştur.” (Absürd Tiyatro, Martin Esslin, Dost Yayınları)

Modern insanın sıkışmışlığı; grotesk ögeler, parçalanmış gerçeklik, sonuçsuzluk, iletişimsizlik, dilde sekteye uğrama vurgusu, suskunluk, metni bir amaca oturtmama gibi türetilebilen başkaldırmalarla izleyiciye/okuyucuya sunulur. Bu tür metinlerle ilk kez karşılaşan biri için tüm bunlar birer alt metindir. Bir absürd tiyatro metni bunlar bilinmeden okunduğunda, okuyucuya havada kalan, çözümsüz birer eserden başka bir şey ifade etmez. Aynı şekilde, ilk kez böyle bir oyun izleyen izleyici, bunları bilmezse oyun süresince bunalacaktır.

“…Bu oyunlar yüzyıllardır tiyatroyu tiyatro yapan bütün ölçütleri yerle bir ettiler ve bu yüzden, tiyatroya iyi tasarlanmış bir oyun izlemeyi umarak gelen insanlara karşı bir kışkırtma gibi göründüler. İyi tasarlanmış bir oyunda, iyi gözlemlenmiş ve davranışları ikna edici karakterler sunması beklenir; bu oyunlar ise çoğunlukla tanımlanması güç karakterler ve anlamsız eylemleri içerirler. İyi tasarlanmış bir oyundan zekice ve mantıklı bir biçimde kurgulanmış, akıcı diyaloglarla izleyiciyi eğlendirmesi beklenir; bu oyunlardan bazılarında ise diyaloglar anlamsız eveleme gevelemelere indirgenmişlerdir. İyi tasarlanmış bir oyundan bir başı, bir gelişimi ve derli toplu bağlanmış bir sonu olması beklenir; bu oyunlar ise çoğunlukla rastgele başlayıp yine rastgele biterler.” (Absürd Tiyatro, Martin Esslin, Dost Yayınları)

20. yüzyılın deneysel yazarlarından biri olan Samuel Beckett, eserlerinin yorumlanmasına karşı çıkmış ama kendisi de bunları açıklamaktan uzak durmuştur. Fakat yine de Godot’yu Beklerken’de, yazarın metafizik konulara eğildiği ve dinsel inanç ve Tanrı’nın varlığı sorununu ele aldığı bellidir. Beckett Tanrı’ya inanmamakta ama sözü geçen piyesteki Vladimir ve Estragon isimli şahısları, Tanrı’yı bekler halde tasvir etmektedir. Daha sonra eser üzerinde yapılan türlü çalışmalar, Godot yerine birçok farklı ögeyi yerleştirmiş, neticede “gelmeyeceği halde beklenilenlere dair bir sembol” noktasında buluşulmuştur.

Barry McGovern in “Waiting for Godot” at the Center Theatre Group/Mark Taper Forum, opening March 21 and continuing through April 22, 2012. Samuel Beckett’s modern classic is directed by Michael Arabian. For tickets and information go to www.CenterTheatreGroup.org or call (213) 628-2772. Contact: CTG Media and Communications (213) 972-7376/CTGMedia@CenterTheatreGroup.org Photo by Craig Schwartz.

Kitapta 5 karakter bulunur. Bunlar Vladimir, Estragon, Pozzo, Lucky ve çocuktur. Mekanın adı yoktur, nerede olduğu belli değildir, yalnızca tasvir edilir. Bu mekansızlık bireyin yoksunluğunu somutlarken zamanın kopukluğu da bireyin yarınsızlığını ifade eder. Dildeki yorgunluk ve ıssızlaşma, sözcüklerin birer anlam taşımadıklarını ve hatta hiçliğini simgelerken herhangi bir konudaki çabanın da sonuç getirmeyeceği inancındaki tükenmişlik, eylemsizlikle belli edilir.

SONUÇ

Amacım makale yazmak değil. Burada safi bilgi vermediğimi, illa bu kitabı okuyun diye, oyunu izleyin diye bunu yazmadığımı bilmenizi isterim. Bunu yazdım çünkü artık modernizm, postmodernizm, yabancılaşma gibi unsurlar hayatımızda aktif olarak bulunuyor. Aylaklığımıza ve amaçsızlığımıza yön veremeyişimiz, kendimizi varoluşsal birtakım soru

tumblr‘dan alıntıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir